21 Aralık 2014 Pazar

yeni yazılarım yeni adresim



Bu bloğu açarken sadece kitap bloğu olsun istememiştim ama o kendi yolunu böyle buldu, şimdi başka şeyler yazmak istesem de eğreti duruyor burada sanki, içime sinmiyor, beni huzursuz ediyor. Bu sayfa devam eder mi bilmiyorum ileride ama şimdilerde yeni bir blog açtım oğluma ithaf en, ona beni, bizi, aklımdakileri anlattığım bir hatıra defteri, belki bir kılavuz, bir öz yaşam öyküsü olmasını istediğim. Daha çok yeni.
Adresi: http://buyuluyolculuk.blogspot.com.tr/

Bu bloğun akıbetini, beni, bizi merak edenler için not düşmek istedim.
Yazdıklarımı okuyarak ve yorumlarınızla beni yalnız bırakmadığınız için, her birinize ayrı ayrı teşekkür ederim.


Sevgilerimle,

Şaziye

10 Nisan 2014 Perşembe

İz - Canan Tan

  
  Günlerden Cumartesi annemin evinde kardeşim ve eşimle kardeşimin odasında muhabbet ediyoruz, saat gece yarısını geçmiş, çoğunluk uykuda. Bir ara gözüm kardeşimin kitaplığındaki Ahmet Ümit'in son kitabına takılıyor, Beyoğlu'nun En güzel Abisi bana sıcacık göz kırpıyor. "Okudun mu?" diyorum, "yok" diyor. Almak için kitaplığa vardığımda Canan Tan'ın kitabını görüyorum, kardeşim okumaz onu, biliyorum. "Kimin" diyorum, "Senin,senden kalmış" "Yok, benim olsa bilirim" Bizim küçük kuzenlerin olma ihtimalinde kanaat getiriyoruz. Onu da alıyorum. Baba-kız ilişkisini temel aldığına dair bilgi var arka kapak tanıtımında, konu ilgimi çekiyor.
  Eve geldiğimde ilk ona başlıyorum, babamı severim, aramızdaki duyguları yakalayabilecek mi diye merak ediyorum yazar. Sayfaları çevirdikçe, anlıyorum ki yazarın hitap ettiği kesim ilk gençlik, satır aralarında o yaşların getirisi bakış açısı, hatalar, sonuçları, pişmanlıklar, sonucunda gizli öğütler.  Benim için oldukça geç kalınmış bir yazar, İpek Ongun ile tanıştığım yıllarda Canan Tan da ikinci bir adres olabilirmiş ama kaçırmışım...
  Okumaya devam ediyorum; ilk sayfalarda geçlik yıllarını anlatan kızımız, büyüyor, yetişkin bir kadın oluyor evleniyor, bir oğlu oluyor, hikaye beni de içine almaya başlıyor, babasının peşinden sürdüğü iz beni de heyecanlandırıyor, merak duygumu kabartıyor son sayfalara doğru ve sonuç; kitap bitiyor, rahatlıyorum. Son yüz sayfayı elimden bırakamadan bir gecede okuyorum.
  Kitabın vermek istediği öğüt açıkça ortada. Okuyucu kitlesine gerçekten hitap eden, onların hayatına değebilecek, bakış açısı kazandırabilecek yerinde bir konu, kararında uçlarda örnek bir yaşam ile gözler önüne serilmiş karakterler...
 Dili sade, akıcı anlatımı ile beni bile bir ölçüde saran bir kitap oldu, ama beni tatmin etmedi, o da yaşım gereği, duyguların anlatıldığı cümleler o yaşların kullandığı cümlelerdi, ben daha derin anlamlı cümleler, sorgulamalar tatmin ederdi. Canan Tan'ı alanında kesinlikle başarılı buldum.
 Kitabın konusuna da kısaca değinirsem, Verda isimli bir avukat kadının, yine avukat olan babasının intihar etme sebebini araması, elindeki ipuçlarından çıkarak babasının peşinde iz sürmesidir. Bu iz sürüş tüm geçmişini, babasıyla ilişkisini gözden geçirmesine, davranışlarını sorgulamasına, hataları ile yüzleşmesine sebep olacak bir yolculuktur.

26 Mart 2014 Çarşamba

Gizli Anların Yolcusu - Ayşe Kulin


2011 yılı benim için Ayşe Kulin yılı olmuştu, bir çok kitabını o yıl okumuşum. Yıl 2014 yeniden bir Ayşe Kulin kitabı ve tüm kitaplarını okuma isteği. Neredeyse tüm kitaplar silinmiş zihnimden üç yılda. Keşke kitap özetlerini ekleseydim bloğa, hatırlamam daha kolay olurdu. Bu yüzden bundan sonra okuduğum romanların özetini de buraya eklemeye karar verdim. Bu ilk olacak bu yüzden sıcağı sıcağına yazayım hazır yeni bitirmişken. Özet ayrımı yapacağım gönül rahatlığı ile okumaya devam edebilirsiniz :)

Roman aslında beş kişi etrafında yoğunlaşıyor. Yan karakterler olsa da bulundukları sahneler oldukça az. Bu kişiler;
İlhami: Yayınevi sahibi
Eda: İlham'nin eşi
Derya: İlhami ve Eda'nın kızları
Handan: İlhami'nin iş ortağı
Bora: Yayınevi çalışanı

Hikayeyi İlhami'nin ağzından dinliyor ve olayları onun objektifinden seyrediyoruz. Diğer karakterlerin duygu ve düşüncelerine diyaloglar hariç yer verilmiyor.

İlk sayfada ölümcül bir kaza ya da cinayet olduğundan emin olamadığımız bir ölümün zanlısı olarak karşımıza çıkıyor İlhami ve onu bu noktaya taşıyan olayları en başından anlatmaya başlıyor. Yazar merak duygumuzun kıvılcımlarını ilk sayfada ateşliyor ve bunu ateşi kitabın sonuna kadar her sayfada körüklemeye devam ediyor. Kitap bittikten sonra devamı var mı diye araştırmaya başlıyorsunuz siz de benim gibi.  Sürpriz!! diyor yazar çünkü devamı var. Bora'nın Kitabı ve Dönüş. Şöyle ki bu iki kitap devamı niteliğinde olsa da, ayrı ayrı okunabilecek türden kitaplarmış. İkinci kitap Boran'ın Kitabı anladığım kadarı ile bu kez anlatıcı İlhami değil ve de ilk kitaptaki Bora karakteri üzerinde yoğunlaşıyor yani bu kez objektif  Bora'nın üzerinde. Diğer kitap Dönüş ise Eda ve Derya karakterinin aynı olayları kadın gözüyle irdeliyor. Benim anladığım bu oldu henüz diğer iki kitabı okumadım ama okumayı isterim.

Keşke diğer iki kitabı da okuyan bir bu yazıyı okusa da bizi yorumlarıyla aydınlatsa. Daha fazla kitaptan bahsetmiyorum ki ağzımdan bir şey kaçmasın :)

Kitabın Özeti (spoiler)


  İlhami'nin polis memuruna ölüm olayı ile ilgili ifade vermesiyle başlar. Polis memuru İlhami'ye ölen şahısla ilişkisini anlatmasını ister; ama İlhami polis memuruna her şeyi anlatamayacağını ama biz okuyuculara her şeyi anlatmayı çok istediğini söylemesiyle başlar.

  İlhami ve Eda'nın iki çocukları vardır. Kızları Derya ve küçük oğulları. Küçük oğullarını bir trafik kazasında kaybetmişlerdir. Bu olay ailenin belki ruhen olmasa da fiziken dağılmasına sebep olmuştur. Kızları yurt dışında okumaya başlamış, İlhami ve Eda ise birbirlerine zaman tanıyarak toparlanmaya çalışmışlardır. Eda matemini daha uzun sürmüştür, İlhami ise artık karısına ve aralarındaki iletişimin, paylaşımın bir daha geri gelmeyeceği fikrine üzülmeye başlamıştır. Böyle günlerden birinde iş ortağı ve arkadaşı olan Handan'ın evine gider, içkiyi fazla kaçırır dertleşirken Handan ile birlikte olur. Yaptığından pişman olmuş olsa da hatasını tekrarlamaya devam eder ta ki Handan İlhami'ye aşık olana ve kıskançlık krizleriyle İlhami'yi bunaltana kadar. Halbuki ilişkinin başında sadece cinsel arkadaşlık kararı almışlardır ve Handan bunu onaylamıştır.
  İlhami'nin kızı Derya tatillerinin birinde Türkiye'ye gelir ve babası İlhami ona kavalyelik etsin göz kulak olsun diye iş yeri personelinden Bora'dan onu gezdirmesini, yanında olmasını rica eder. Bu tatil boyunca gece dışarı çıkmalar sürer. Derya memnun ayrılır Türkiye'den.

  İlhami'nin bir kitap işi için Karadeniz'e gitmesi gerekir ve Handan kıskançlık sebebiyle Bora'yı da peşine takar. İlhami ve Bora çok içtikleri bir gece Bora'nın ilk hamlesi ile yakınlaşırlar. Bu olay İlhami'yi oldukça etkiler. Aynı günlerde Bora'nın bir arkadaşı bir kitap yazmıştır ve bunu onların yayın evine sunmuştur. Handan beğenmiştir, İlhami ise bu Karadeniz iş gezisinde okumaya başlar ve bazı ipuçlarını birleştirdiğinde bu kitabın Bora'nın hayatını anlattığından emin olur. Bu sırrı Handan'dan saklarlar.
İstanbul'a geldikten sonra da İlhami ve Bora'nın ilişkileri gizli saklı devam eder. İlhami, kötü bir geçmişe sahip olan bu genci burjuvazinin nimetleri ile şımartmaktan mutluluk duyar. Ona pahalı saatler, teknolojik ürünler hatta Bora'nın oturduğu evi bile satın alır.
Bu dönemde Eda kendini oldukça toparlamıştır, kızları Türkiye'ye daha sık gelmeye başlamıştır, üstelik Bora'ya da ilgi duymaktadır. Bora'yı kazanmak için yayın evinde staj yapmaya başlamıştır ama Bora'dan geri bildirim olarak sadece arkadaşlık alabilmektedir.
Bora'nın yazdığı ilk kitap(kendi karanlık geçmişini anlatmaktadır) sahte bir isimle basmaya karar verilir ve iyi satış rakamları yakalamasıyla Bora ikinci kitabını yazmaya başlar, araya İlhami ile baş başa bir Çin kaçamağı bile sıkıştırırlar.
Bir gün bir arkadaş toplu yemeği sonrası Handan'ın dengesiz hareketleri yüzünden İlhami ortaklıklarını bitirme kararı alır ve ertesi gün bunu Handan'a açıklar. Handan ilk başta şaşırsa da zamanla kabul eder. İşlemlere yavaş yavaş başlarlar. Bir gün öyle yemeğine çıktıklarında yolda İlhami'nin Çin'de mecbur kalıp tanıştığı bir adamla karşılaşmaları sonucu Handan İlhami'nin Çin'e bora ile gittiğini öğrenir ve çıldırır...

Buradan sonrasını paylaşmamakta yarar görüyorum...

İyi okumalar...

3 Kasım 2013 Pazar

Jane Austen - Aşk Ve Gurur

 Orta okulda falandım herhalde, klasikleri okumaya yeltenmiş ve uzun tasvir ve dönem bilgilerinden çoğunlukla sıkılıp yarım bırakmıştım. Savaş ve Barış'ın girişini okurken ki ruh halimi hatırlarım hep elime klasik aldığımda. Bu yüzden kitapların doğru zamanları olduğuna inanırım okumak için, şimdilerde ise zevkle okuyorum.  Klasikleri okumaktaki geç kalmışlığım bu yüzden. Şimdi arayı kapatmaya çalışıyorum. Herhangi bir yerde klasiklerden bir kitap ile ilgili bir yazı okusam, bilmediğim için utanırım, ayıpmış gibi, kusurmuş gibi. :)

   Jane Austen'ın Aşk ve Gurur isimli bu kitabını da edebiyata birazıcık bile ilgisi olan birinin bilmemesi mümkün değil sanırım. Ünü tartışılmaz. Bu arada bazı çevirilerde Gurur ve Önyargı olarak geçiyor ki bence de önyargı daha uygun bir çeviri. Can Yayınlarının Aşk ve Gurur olarak çevirdiği baskısını okudum ben.

   Kitabın baş karakterleri Elizabeth ve Darcy temelinde dönemin insan ilişkileri, sınıf ayrımı, bu sınıf ayrımının insan davranışlarındaki yansıması vurgulanmış. Austen'in bu kitabı ile edebiyata günlük yaşamın, konuşma dilinin dahil olduğu kitap hakkında okuduklarımdan aklımda kalanlar. Kitapta en çok beni şaşırtan; kadınların evlilik eğilimi, tabi bunun sebebi de ailenin mirasının en büyük oğula kalması, eğer ailede erkek evlat yok ise akrabalardan erkek olana kalması. Evlilik eğiliminden kastım; kadınlar eğer evlenemez ise ailelerini kaybettiklerinde sahip oldukları ev ve varlıktan yoksun kalmaları, dolayısıyla zengin bir eş hayat amaçlarının olması idi.  Tabi bu miras durumu da bunu doğal kılıyor o dönem için.

    Benim zevkle okuduğum, karakterlerini sevdiğim, karakterler arası diyaloglarla akıp giden bir kitap oldu. Kitabın bir çok dizisi ve filmi de yapılmış. Ben son filmini oldukça başarılı buldum, kitabını okumamış olanlara, fikir sahibi olabilmek (durumdan utanan varsa ben gibi) için filmi izlemelerini tavsiye ederim.

Bol kitaplı günler;

Müsaadenizle...

26 Ekim 2013 Cumartesi

Jean Kwok - Kelimelerin Derin Sessizliği

  Son zamanlarda kendi kitap okuma performansımı beğeniyorum ve okudukça çok mutlu oluyorum. Oğlum sekiz aylık oldu bile ve ben kitap okumak için her fırsatı değerlendiriyorum. Çoğunlukla o uyur uyumaz alıyorum kitabı elime. Onun uyku saatleri benim kitap okuma saatlerim oldu.
   Kelimelerin Derin Sessizliği isimli kitap sevgili kardeşimin doğum günü hediyesi olarak aldığı kitaplardan biri. Yazarını hiç duymamıştım, muhtemelen siz de duymamışsınızdır; yazarın ilk kitabı ve hayatından izler taşıyor. Şöyle ki yazar hakkında kitapta aşağıdaki satırlara yer vermişler:
   "Hong Kong'da doğdu, küçük bir çocukken ailesi ile birlikte Brooklyn'e göç etti. Geçim sıkıntısı yüzünden erken yaşta bir fabrikada çalışmak zorunda kaldı. Zeki bir öğrencilik dönemi geçiren Kwok, Harvard Üniversitesi İngiliz ve Amerikan Edebiyatı bölümlerinden onur derecesiyle mezun oldu. Ardından Kolombiya'da yazarlık üzerine master yaptı. Kelimelerin Derin Sessizliği'ni çocukluk döneminde yaşadığı zorluklardan yola çıkarak yazan Kwok, yaşadığı bu sıkıntılı süreci hiç unutmamış, bir süre göçmen çocuklara yardım eden kuruluşlarda görev almıştır. İlk romanı olan Kelimelerin Derin Sessizliği'nin New York Times çoksatanlar listesine girmesi onun için bir rüyanın başlangıcı oldu. 17 ülkede yayımlanan roman Amerikan Library, Barnes&Noble gibi bir çok kuruluş tarafından pek çok ödüle layık görüldü. Hakkında çekilmiş bir televizyon belgeseli de bulunan yazar iki oğlu ve kocasıyla birlikte Hollanda'da yaşamaktadır. "
   Kitabımızın baş kahramanı Kim( Kimberly) de bir Çinli kızdır. Babasını çok küçük yaşta kalp krizinden kaybetmiştir. Yaklaşık on- onbir yaşlarından iken Hong Kong'dan Amerika'ya, teyzelerinin yaşadığı New york'a göç ederler. Teyzelerinin yardımı ile teyzesinin tekstil fabrikasında işçi olarak çalışmaya başlar ve teyzelerinin onlara bulduğu harabe bir evde yaşam savaşı verirler adeta. Camları kırık, ısınma tesisatı bozuk, duvarları dökük, her yerinden böcek çıkan bu evde yıllarını geçirirler çünkü daha iyi bir eve paraları yetmemektedir. Teyzelerinin de bu yönde bir yardımı olmayacaktır.
    Kim Newyork'da okula başlar; fakat ilk zamanlar onun için oldukça zor geçer, dil ve kültür sorununun üstüne bir de fakirliği onu sınıfa dahil olmasını engeller. Tek arkadaşı vardır o da Annette. Kim hırslı ve zeki bir kızdır ve her ne kadar okul çıkışı annesine yardıma fabrikaya gitse de kısa zamanda dil problemini çok çalışarak giderir ve okuda sayısal derslerde kendini gösterir. Öğretmeninin de yardımı ile tam burslu olarak güzel bir okula yerleşir. Tek istediği bu sefil hayattan annesini ve kendini kurtarmak olan Kim'in yerleştiği yeni okulu hayallerine giden ilk sağlam adımlardan biri olacaktır.
    Benim severek okuduğum bir roman oldu, dili oldukça akıcı ve hayatı akışına bırakmayanları umutlandıran güzel bir başarı öyküsü diyebilirim. Hayattaki tercihlerimizin mantık la mı yoksa kalple mi yapılması gerektiğine dair ilgi çekici bir öyküsü var. Tercihinize göre romanda aldığınız duygu ve ders değişecektir kitabın sonunda.

   Bol kitaplı günler diliyorum

4 Ekim 2013 Cuma

Zülfü Livaneli - Kardeşimin Hikayesi

    Barbaros uyurken elime alarak bir kaç günde okuduğum bir kitap oldu Kardeşimin Hikayesi. Akıcı bir dili var, her ne kadar kitabın sonunda yazar ile yapılan röportajda psikolojik gerilim olarak tanımlansa da bu sadece kitabın sonu için geçerli diyebilirim. Kitap boyunca gerilmek mümkün değil.
    Kitap çoğunlukla bir Karadeniz sahil köyünde geçen bir cinayet olayına gelen bir gazeteci kız ile köye bir süre önce yerleşmiş emekli mühendis Mehmet Bey arasında geçen diyaloglardan oluşuyor. Mehmet Bey kızın ilgisini çekmek için ona kardeşinin ilginç hikayesini anlatıyor.
    Çok beklentiye girilmediği taktirde size iyi birkaç saat geçirtebilecek akıcı okunan bir kitap olduğunu söyleyelirim. Serenad isimli kitabını daha çok beğenmiştim. :)

    İyi okumalar 

22 Eylül 2013 Pazar

Charles Dickens - Büyük Umutlar


    Beyfendi olmayı, janti giyinmeyi, değer görmeyi... iyi yemeği kim istemez ki...
    Pip de istiyordu...
 
    Bir tek dostu vardı adı Joe, ablasının eşi...
    Demirci çırağı olmaktı görünen kaderi, ama düşleri bambaşka idi.

    Bir gün bir sebepten gittiği bir evde kendini, sahip olduğu şartları beğenmemeyi öğrendi.
    Kibir ve eziklik hissi ve hırs artık yakasına yapışmıştı.
 
    Bir gün şans kapısını çaldı ve hayallerine kavuştu.
    Bu kez de aşk ona ardını döndü.
 
Pip'in hayatını konu alan bu romanın XIX yüzyıl İngilteresi'nin Viktoria dönemini yansıttığı yazıyor kitabın arka kapağında. Kitabın bir klasik oluşu da buradan geliyor sanırım. Taşra ve şehir ayrımı insanlar üzerinden ve Pip'in psikolojisi ile çok iyi yansıtılmış olduğunu düşünüyorum kesinlikle bende. Benim okumam uzun zaman alsa da kitaptan hiç kopmadım, karakterler zihnimde çok iyi canlandı. 2012 yapımı filmini de izledim ama hiç beğenmedim. Filmi izlemenizi tavsiye etmem ama kitabı bence okumalısınız. Ben önceleri klasikleri hep sıkılıp bırakmışımdır. Şimdilerde ise okumayı seviyorum. Kitap ile kişinin marjinal faydayı sağlayacağı bir zaman diliminde kesişebileceğine inananlardanım. Yani doğru zaman, doğru insan, doğru kitap bileşimi harikalar yaratabilir.

    Siz de en kısa zamanda okumadığınız bir klasikle bir buluşun derim...
 
    Bol kitaplı günler...