24 Mart 2011 Perşembe

Aziz Nesin Ben De Çocuktum

Aziz Nesin Ben De Çocuktum diyerek kendi çocukluğunun on yaşına kadarki anılarını yazmıştır bu kitabında. Yoksul bir çocukluk geçiren Aziz Nesin, kitabınının sonunda şöyle diyor;
Bu yollardan geçip gelen benim gibi birisi için, önüne açılan iki yol vardır: ya sınıf değiştirecek, ya bir üst sınıfa geçecek, üst sınıfın nimetleri, rahatı içinde kendinden memnun olacak, uyuşacak; yada çektiği acıları, kendisinden sonrakilerin çekmemesi için savaşacak, yani toplumcu olacak. Benim toplumcu, solcu oluşumun nedeni işte budur; toplumculuğum yaşamımın bir sonucudur. İnanıyorum ki Türk halkı ancak ve ancak toplumculukla kalkınır.
 Aziz Nesin anılarını okuyunca üzülmedim diyemiyeceğim ama kendimden birşeyler bulmadım da diyemeyeceğim. Öyle yalın, açık saklamadan yazmışki çocukluğunun duygularını. Bir kere yoksul bir çocukluk geçirmiş, bir çok şeyden yoksun kalmış, çocuk olması, çocuk gibi davranması yasaklanmış, sokaklarda geçen güle koşa oyun oynayan bir çocuk olamamış, kendini hep büyük zannetmiş, oynayan çocukları her camdan seyretmiş, çocuklar arasında dışlanmış, sadece bir anısı var kendinden geçip tüm gün oynadığı, onun da akşam olunca farkına varıyor.  Kendi çocukluğunu şu cümle ile tanımlıyor "Çocukluğum birçok aşağılık duygusu altında ezilmiştir. Yalnız çocukluğum değil, delikanlılığım da öyledir." Fakat Aziz Nesin bu duyguyu hayatında itici bir güç olarak kullanmış ve kendi yaşadıklarını diğer insanların yaşamaması için çaba sarfetmiştir. Nesin Vakfının kurulmasında da bu itici güç hakimdir sanırım.

Kitaptan en beğendiğim mesaj içerikli bir alıntıyı paylaşarak bitirmek istiyorum:
"Çoğumuz kendi suçumuzmuş gibi yoksulluğumuzdan utanırız. Ben de yıllarca yoksulluk ayıbımdan utandım, taa yazar olana dek... Çoğunluğun yoksul olduğu ülkede, yoksulluğun değil, varlıklılığın daha utanılası olduğunu yazarlığa başlayınca anladım."

18 Mart 2011 Cuma

Aziz Nesin Anıtı Dikilen Sinek

Geçen gün alışveriş merkezinde kitapları karıştırıken Aziz Nesin'in iki kitabına rastladım. Peki ne yaptım hemen aldım tabiki. İkisi de kısa öykü kitabıydı. Biri Bende Çocuktum, diğeri Anıtı Dikilen Sinek. Çerez gibi kitaplar, bir oturuşta okunup bitirilecek türden. Okumaya Anıtı Dikilen Sinek ile başladım. Bir çocuk kitabı ama bize de çok güzel göndermeler yapıyor. Aziz Nesin bilindiği üzere bir kısa öykü ve mizah yazarı, romanları da mevcut tabi. Şimdiki Çocuklar Harika isimli romanını daha önce okumuştum, okurken hiç uygun olmayan ortamlarda (örneğin hastanede sıra beklerken) kendimi tutamayıp güldüğümü hatırlıyorum. O kitabı muhteşemdi. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Küçükler ve aslında büyüklere yazılmış bir kitaptı. İki okul arkadaşının mektuplaşmalarını konu almıştı. Mektuplarında çocuklar büyüklerini, yaşadıkları olayları anlatıyorlardı ve biz de büyüklerin çocuklar karşısında düştüğü komik durumları mizahi bir dille okuyorduk. Büyüklere de çok şey öğretiyordu dolaylı yoldan. Bu kitabı ise daha çocuklara göre diyelim, içerisinde onaltı kısa öykü var. Benim en çok beğendiğim; kurnaz bir padişahı anlatan Kendini Öldüren Padişah ve etrafindaki yoksullara karşı duyarlı bir çocuğu anlatan Kar Baba öyküsü. Yazar yine mizahi bir dille bazı insan davranışlarına dikkat çekmiş hikayelerinde. Güldüren türde hikayeler değiller, düşündüren tarzda diyebiliriz sanırım.
Bilenler vardır muhakkak ama hazır Aziz Nesin'in kibabından bahsederken değineyim isterim. 1972 yılında kurulmuş bir Nesin Vakfı var. Sayın Nesin, bütün kitap ve diğer eserlerinin telif hakkını bu vakfa bağışlamış. Vakfın amacı her yıl alınacak dört kimsesiz ve yoksul çocuğun ilkokuldan başlayarak tüm öğrenimi boyunca, meslek edinene dek her türlü gereksinmini karşlayarak barındırmak ve  yetiştirmek. Vakfa her türlü yardım ve bağışta bulunulabilir. Kitaplarını satın almak da buna dahil.

Keyifli okumalar...

13 Mart 2011 Pazar

Ayşe Kulin - Tek ve Tek Başına Türkan

  Ayşe Kulin, Türkan Saylan ile Türkan Saylan'ın hayata geçirdiği Çağdaş Türkiye'nin Çağdaş Kızları adlı projenin kitabını (kitabının adı Kardelenler) yazmak için doğu illerine yolculuğa çıkmadan önce tanışmışlar. Türkan Saylan bizzat kendi Ayşe Kulin'den biyografisini yazmasını istemiş. Bu kitap ile Ayşe Kulin, Türkan Saylan'a verdiği sözü yerine getirmiştir. Kendisi böylece Türkan Saylan gibi başarılı bir kadının örnek alabileceğimiz birçok yönünü tanımamıza aracılık etmiştir. Ayşe Kulin, bu kitabı yazarken Türkan Saylan'ın en yakın arkadaşlarından biri olan Gökşin Sanal'ın Türkan Saylan ile yazışmaları olan mektuplarından kendi seçtiği  alıntılardan ve son dönemlerinde Türkan Saylan'ın kendine anlattıklarından faydalanmıştır. Ayşe Kulin kitabı Türkan Saylan'ın ağzından kaleme almıştır. Bu da kitaba sohbet havası katmıştır. Kitabı okurken sanki çayınızı, kahvenizi elinize almışsınız karşınızda Türkan Saylan, o anlatıyor siz dinliyorsunuz. Böyle bir tadı var kitabın.
  Hikaye, Türkan Saylan'ın kendi hayatını torunlarına bir masal gibi anlatma arzusuyla başlıyor,son zamanlarında yatağında yatarken arkadaşı Gökşin'den istediği mektuplarına göz atmasıyla bizi hayatının içine alıyor ve malesef Ergenekon davasıyla evinin aranması olayıyla bu masaldan uyandırıyor. Bundan sonrası ise Türkan Saylan'ın hayatının son demleri; yapması gerenler ve katılmayı çok arzu ettiği ve vücudunun belki de son gücüyle ayakta durduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) yirminci yıl kutlaması...
   Kitap boyunca, hayat yolunu karalılıkla çizmiş, bu yoldan tüm zorluklara rağmen vazgeçmemiş, tuttuğunu koparan, bir anını bile boş geçirmeyecek kadar çalışkan, kendini ve hayatını dışlanmış çaresiz cüzzamlılara, imkanı yetmeyenlere adamış, yüreği insan sevgisiyle dolu, "imkansız" kelimesi lügatında bulunmayan bir kadının başarı dolu hayatını okuyoruz. Ayşe Kulin'i bu noktada tebrik etmek isterim, sıcacık bir kitap olmuş. Keşke Türkan Saylan hayattayken tanışmış belki bir defa da olsa herhangi bir organizasyonunda yer almış, konuşmuş olsaydım diyorum. O, bir kayıptır Türkiye için. Örnek alınacak bir kadın ve herşeyden önce bir insandı. Sanırım sadece birkaç hastaya yardım etsek, imkanı olmayıp da okuyamayan en azından bir çocuğun elinden tutsak yaşadığı doyumdan bir yudum tatmış, onun istediği çocuklardan biri olma yolunda ilk adımı atmış oluruz.
  O, hayatını boşuna yaşamadı, dokunduğu herşeye değer kattı.

4 Mart 2011 Cuma

Sami Paşazade Sezai - Sergüzeşt

                                      
Benim adetimdir, kitap aldığım zaman hemen üzerine adımı soyadımı yazar, tarih atar, aldığım kitapçı, şehir adını yazar ve eğer o gün önemli yada dikkat çeken birşey yaşamışsam onu hatırlatır bir kelime yazarım. Sergüzeşt kitabina da şu notları almışım:
01 Temmuz 2006
Kelepir / İzmit
KPSS1
Bu demek oluyorki kitabı aldığım gün KPSS1sınavına girmişim. Hemen zihinmde canlandı o gün. Size de tavisye ederim. Kitabı aldığınız güne ve alırkenki hislerinize dönmek gayet hoş.

Sami Paşazade Sezai'nin bu romanı yüz temel eser arasında yer alıyor, ben de bu sebepten almıştım. Sergüzeşt kelimesi macera anlamına geliyormuş, ama ben romanın içeriğiyle bağdaştıramadım nedense bu anlamı. En çok ilgimi çeken de yazdığı bu roman sebebiyle göz altına alınmış olması ve yazarın gerek betimlemede gerek anlatımında fazla uzun cümleler kurması. Çok beyenerek okudum diyemeyeceğim malesef.
 Kafkasya'dan İstanbula gelmiş dokuz yaşındaki bir esir kız hizmetçi olarak Asaf Paşanın konağına satılır ve konağın oğlu Celal'e aşık olur. Celal de esir kızımız Dilber'e aşık olur. Fakat zenginlik ve asalet meraklısı evin Hanımı, Celal Beyin annesi bu ilişkiyi farkeder ve o gece Dilber'i evden uzaklaştırır. Dilber bir esirciye tekrar satılır. Celal Dilber'in peşine düşer; ama onu bulamaz, Dilber ise tekrar satıldığı yerde kendine aşık birinin yardımıyla ordan kurtulur ama romanın sonunda hayatına son verir. Vurgulanan ise bir esirin çile dolu yaşamı, itibarlı ve zengin erkekle güzel ama yoksul kızın aşkı.