29 Haziran 2011 Çarşamba

Ayşe Kulin - Hayat


1941-1964 Hayat Dürbünümde Kırk Sene
Everest Yayınları / 337 Sf.
  
   Ayşe  Kulin, bu kitabını üç bölüme ayırmış; ilk bölümde çocukluk anılarına, ikinci bölümde kolejli yıllarına ve son bölümü de ilk evliliğine dair anılarına yer vermiş. Samimiyetle, tüm doğru ve yanlışlarıyla çekinmeden anlatmış zihninde yer alan hatıralarını. Yaşamı boyunca yaşadığı ülkenin siyasi, sosyal gelişmelerine ilgili bir genç olması, babasıyla ülkesindeki gelişmelere dair konuşmaları, mektuplaşmaları bizlere o dönemin Türkiye'sini fotoğraflıyor adeta.

   Bir yazarın hayatını kendi yorumuyla, kendi duygularıyla ve kendi ağzından duymak; Ayşe Kulin'in bizlere bahşettiği ayrıcalıklı bir hoşluk bence. Merak ediyoruz çünkü, en azından ben merak ediyorum okuduğum bir yazarın hayatını...Geçtiği yolları... Seçimlerini, hangi şartlarda nasıl kararlar aldığını, nelerden etkilendiğini, arzularını, hayal kırıklıklarını,hata olarak nitelendirdiklerini, başarılarını, hayallerini, kısacası bir yazarı yazar yapan hayatı...

   Veda ve Umut'la başlayan bir aile ve bu ailenin belki de hiç beklemediği sonraki nesillerinden bir ferdinin, geriye dönük bir kronolojiyle onlara dair hayatı kaleme alması... İlginç ve güzel... Unutulmayacak bir aile anlatısı, daha nice anlatılmayan, tanık olunmayan hayatlari akla getiriyor ister istemez. Özellikle de kendi aile ağacımızı ve atalarımızı merak ettiriyor. Kimdiler ve neler yaptılar, yaşadığımız bu günlere bizlerden başka ne kattılar...

   Daha da anlatıyor Ayşe Kulin, Hayat kitabında kendi hayatının arka planında 1941-1964 yıllarının Türkiye'sine dikkat çekerken burada bitirmiyor seriyi, bir yazarın gözüyle 1964-1983 yıllarını anlatmaya serinin dördüncü kitabı Hüzün ile devam ediyor.

   Hayat kitabın sonunda yer verdiği aile fotoğrafları ile, Veda ve Umut kitaplarının kahramanlarıyla da tanıştırıyor bizi. Böylece hikaye daha da canlanıyor gözümüzde.
 
   Bu akıcı ve gerçek hikayeyi, bir yazar hayatını okumanızı tavsiye ediyorum.

   Not: Bence Hayat ve Hüzünü, Veda Ve Umutu okumadan okumaya başlayabilirsiniz. Farklılar çünkü devamı niteliğinde değil, Veda ve Umutta ailesini anlatan Ayşe Kulin, Hayat ve Hüzünde kendine dair anılarına yer vermiş. Bir kopukluk yaratmaz diğerlerini okumamanız. Tavsiyem tabiki hepsini okumanız. Umut, Veda'nın devamı iken, Hüzün de Hayat'ın devamı.

    Herkese bol kitaplı günler...








  

26 Haziran 2011 Pazar

Ayşe Kulin - Umut


Osmanlı'dan Günümüze İstanbul'lu Bir Ailenin Hikayesi -2
1928-1941 Hayat Akan Bir Sudur 
Everest Yayınları
Cep Boy / 492 Sf.

     Ayşe Kulin'in Osmanlı'dan günümüze ailesini anlattlığı serinin ikinci kitabını da bitirmiş bulunmaktayım. Serinin ilk kitabında Ayşe Kulin'in annesi Sitare Hanımla tanışmıştık, kitabın sonunda yeni doğan Sitare, bu bölümde büyüdü, genç kız oldu ve evlendi. Dolayısıyla  Ayşe Kulin'in babası Muhittin Kulin ve onun ailesiyle de tanışıyoruz bu kitapta. Kulin ailesi Bosna elden çıkarken Türkiye'ye göç etmiş bir aile. Bu ailenin en küçük ferdi Muhittin kendini yeni kurulan bir ülkenin en ücra köşelerine yol, su elektrik götürmeye adamış  başarılı bir mühendis. Muhittin'in Sitare ile tanışması, o dönemin aşkları, insanların yaşam tarzları...
     Bir ailenin her ferdini, duyguları, yaşadıkları ile göz hapsine almak, evin içinde yaşanan herşeye, her duyguya tanık olmak, sizi de o ailenin bir ferdi yapıyor farkında olmadan, kitabın yada serinin diyelim verdiği bir duygu çok hoş. Aile, kuşaklar boyu sürüyor, ölenler, doğanlar oluyor ve siz hikaye boyu yaşıyor ve her şeye tanık oluyorsunuz, karakterler belki aralarında gizlice konuşuyor sizi görmüyorlar ama oradasınız, ailecek eyleniyorlar, siz oradasınız, evin bir hayaleti gibi hissediyorsunuz kendinizi. Karakterlerin de gerçek olması sizi ayrıca etkiliyor.

     Ben, ailenin gizli bir ferdi olmaktan,her ferdini yakından tanımaktan çok hoşlandım ve bu yüzden biz, bir çırpıda yaşadık herşeyi...

     Aileyle en kısa zamanda  tanışmanızı tavsiye ediyorum.

     Herkese iyi okumalar.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Veda - Ayşe Kulin



Osmanlı'dan Günümüze İstanbul'lu Bir Ailenin Hikayesi -1
1918-1924 Esir Şehirde Bir Konak
Everest Yayınları
 Cep Boy, 485 Sf.

  Ayşe Kulin'in Osmanlı'dan günümüze kendi ailesini anlattığı serinin ilk kitabıdır Veda.
    
  Ayşe Kulin'in büyükdedesi Maliye Nazırı Ahmet Reşat Bey, onun eşi Behice Hanım, kızları; Leman, Suat ve Sabahat, teyzesi Saraylı Hanım, Saraylı Hanım'ın uzaktan akrabası Mehpare, Ahmet Reşat Bey'in yeğeni Kemal'in yaşadığı İstanbul'da bir konaktır yer. Hikayenin tamamı bu konakta geçer. Bir ailenin merkezinde, yazar aslında  Osmanlı'nın son döneminin, esir İstanbul'un, yokoluş ve kuruluş arasında sıkışan o dönem insanlarının resmini çizmeye çalışmaktadır.

   Ahmet Reşat, Padişah Vahdettin'ne yakın, ülkesinin kurtuluşu isteyen, bunu için için destekleyen; fakat aynı zamanda halk direnişini de padişaha ihanet olarak gören, sadakat duygusuyla kurtuluş ümidi arasında sıkışmış bir kişidir. Yeğeni Kemal ise Sarıkamış'a katılmış, gözükara bir millicidir ve dayısını kendi cephesine çekmek istemektedir.

   ...

  Leman, kendinden yaşça oldukça büyük ailenin doktoru aynı zamanda Ahmet Reşat Bey'in ve yeğeni Kemal'in dostu Mahir Bey ile evlenir ve Ayşe Kulin'in annesi Sitare doğar...

   Ahmet Reşat'ın hayatını gerçek mektupların ışığında çok iyi kurgulamış Ayşe Kulin.
Yazarın bu başarısına Türkan Saylan'ın hayatını anlattığı kitabında da tanık olmuştum.
Gerçekten taktire şayan bir özellik bir yazar için...

   En yakın zamanda serinin diğer kitapları ile karşınızdayım.

  İyi Okumalar



14 Haziran 2011 Salı

Murathan Mungan - Kadından Kentler

Metis Yayınları, 290 Sf.


   Otogardasınız, otobüsünüzün kalkmasına da daha vakit var, bekliyorsunuz. Naparsınız? Sigara kullanıyorsanız bu vakti kesin bir sigara ile değerlendirisiniz. İçmiyorsanız, etrafta bank yada bekleme koltukları arar ve birine oturursunuz, belki bir gazete, kitap alır ona gömülürsünüz. Ama çoğumuzun yaptığı etrafındaki insanları seyretmektir. Biri yakınınıza oturur, önünüzden geçer, biri telefonuyla biri yanındaki ile konuşur, birileri otobüse biner, birileri iner, bazıları valiz derdindedir, bazıları bilet alma telaşında...

   Farklı kültürleri bir arada bulabileceğiniz nadir yerlerdir otogarlar. İnsanın dikkatini çeken çok şey olur ve hiçbir otogarın havası bir diğerini solutmaz, benzemez doğası hiçbirinin bir diğerine...

   Bir başlangıçla bir sonun orta yerinde biryerde beklemededir yola çıkacak her kimse...

   Önce valizler çeker insanın dikkatini, sonra giyim tarzları insanların, ayakkabiları belki, sonra şivesi ve ne konuştuğu varsa ulaşan sesi kulağınıza... Fikir edinmek ister insan her nedense, bir daha belki hiç görmeyeceği insan hakkında. Merak eder hayatını, hangi sebeple yolculuğa çıktığını, neler yaşadığını... Hayatında yeri olan insanlardan biri gibi düşünmek ister. Hikayeler uydurur, tahminlerde bulunur izlenimlerinden topladığı ipuçlarıyla... İnsan insanı merak eder...

   Farklı verilerle doğan insanların dolayısıyla farklı hayatların kesişme noktasıdır otogarlar...

   Murathan Mungan da onaltı farklı şehirlerden farklı kadın hikayeleri ile çıkıyor karşımıza bu kitabında. Sonra bu onaltı farklı kadın, İstanbul Esenler otogarında bir şekilde birbirlerinin hayatlarına bir noktada değiyor... bir hayat bir diğerinin içinde önemsiz eriyor...

  Aslında her gün etrafımızdan insanlar değil, hikayeler geçiyor. İnsanın yolda karşılaştığı herhangi birini durdurup hikayesini dinleyesi geliyor. Belik de anlatası...
 
   Bundan değil midir zaten bazen otobüste yanımıza oturan biriyle derin sohbete dalmamız... ona güvenerek herşeyi anlatmamız... Bir daha görmeyeceğim umudu... Bana zarar veremez avuntusu....

   Yolculukların farklı anlamları vardır insan hayatında; yolculuğun sonunda kendine varır bazen insan...

9 Haziran 2011 Perşembe

Hakan Günday - AZ

   11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen çarşafa bürülü ve sadece kömür karası gözleri görünen bir kız Derdâ, çocukluğunu mezarlıkta mezar taşlarını temizleyerek geçirmiş bir mezar taşını kendine dost bilmiş bir erkek Derda ve bunların yine mezarlıkta keşişen hayatları...

   Hayatın acımasız yüzü bu iki çocuğun yaşamlarının bir dönemini esir almış aslında...

   Ailesizlik, evsizlik belki dostsuzluk,eğitimsizlik, mecburiyet ve yokluk...

   Eroin, cinayet, şiddet... Hayatın neredeyse tüm pisliği bir sekilde bu iki çocuğun künyesi olmuş...

   Şeyhler, şıhlar, yazarlar, köyler ve şehirler... bir şekilde bir sarmal örülmüş.

   Kızını okuldan alıp bir şeyhe satıp kendine geçimini sağlayacak birkaç inek almayı planlayan bir anne, karısını her fırsatta döven adeta esiri gibi davranan sadist bir koca, sado-mazoşist, eroin bağımlısı bir kurtulma ihtimali... Bu insanlarla örülü bir çevre Derdâ'nınki.

   Mezalık duvarıyla inşa edilmiş bir ev, gasp yüzünden hapiste olan bir baba, hastalıktan aslında çaresizlikten ölen bir anne, mezar taşı yıkamakla kazanılan bir ekmek parası... 

   Saplantılı düşünceler sıradışı davranışlar, parçalanmış hayatlar...

   Bir sonraki adımını asla tahmin edemeyeceğiniz karakterler, akıcı bir anlatım...

   Sıradışı bir hikaye bir o kadar sıradan bir son...