30 Eylül 2011 Cuma

Pınar Kür - Asılacak Kadın

pinterest
Bir Kadın Sömürüsünün Hikayesi...

"Ben nasıl hukuk alanında karar veremiyorsam, hâkim ve savcılar da edebiyat eserini yargılayamazlar.” 

Pınar Kür'ün Muzır yasası gereği 'müstehcen' bulunarak yasaklanan kitabıdır Asılacak Kadın. İlk değildir, 'Yarın Yarın' ve 'Bitmeyen Aşk' kitapları da yasaklanmış ve toplatılmıştır. Bir yazar içinini geçtim bir toplum için ne kadar yüz kızartıcı bir durumdur bir edebiyat eserinin yasaklanması...

Pınar Kür'ün bu romanıyla dikkat çekmek istediği konu, kadının cinsel sömürüsüdür. Kimsesizlik, talihsizlik ve cahillikle birleşince insanın başına neler gelebileceğinin sadece çarpıcı bir örneğidir. Melek, hizmetçi olarak gittiği bir evde çocuk yaşta hasta ruhlu iktidarsız ev sahibinin cinsel istismarına maruz kalmıştır; fakat cahilliği, bunu yadırganacak bir durum olarak  görmesine bile izin vermemiş, kayıtsızca durumu kabullenmiştir. Hüsrev Bey, vaktinde aklını Fransız bayan Josette ile bozmuş, iktidarsızlığı ve Meleği sömürüsüyle dikkat çeken ev sahibi. Yalçın, evin kahyasının oğlu, Meleği bir kadın olarak gören bir toy delikanlı. Ve çok yoksul ve iğrendiği bir ortamda büyümüş, kadınlara karşı ön yargılı hırslı bir avukat Faik İrfan Elverir. Hikaye, bu dört karakter üzerine işlenmiş ve kitap üç bölüme ayrılmış. Avukat Faik'in iç konuşmaları, Melek'in düşünceleri ve son olarak Yalçın'ın yazdıkları. İlk iki bölümde yazar, edebiyatta 'bilinç akımı' olarak adlandırılan tekniği kullanmış. (açıklarsak;Kişinin bilincinden büyük bir hızla akıp giden düşünceleri, duyguları, anıları, imgeleri ve bunların çağrıştırdığı başka düşünce, duygu, anı ve imgeleri hiçbir kopukluğa yer vermeden ve anlamlı bir biçimde sıralayarak düzenlemektir. Noktalama ya hiç yoktur ya da belli bir amaçla minimum ölçüde kullanılır.) Bu yüzden hikayenin çerçevesini, Yalçın'ın yazdıkları ile tam anlamıyla çiziyor ve kavrıyoruz.  Melek'in başına gelenleri okurken gerçek bir olaya dayanarak yazılan bu romanı kolay sindiremeyeceksiniz, Hüsrev Bey ve benzerlerinin gerçek hayatta da olabileceği hatta olmuşluğu fikri fazlasıyla canınızı sıkacak. 
Psikolojinizin bunları kaldırabileceği bir dönemde okumanız bu sebeple tavsiye edilir. 
Yazar Pınar Kür'ü de böyle bir konuyu, Kadının cinsel istismarını cesurca kaleme aldığı için mahkemelerde süründürmek değil tebrik etmek gerekir. Kitabı toplatmak, Müstehcen bulmak hele de bunu mahkeme kararıyla yapılabilmiş olması gerçekten çok üzücü. Bu ancak bir sömürüyü, Müstehcen olarak görebilen, tahrik olarak algılayabilen zihinlerin zavallılığıdır.

Bu arada kitabın bir de filmi var 1986 yılında yapılmış, ne yazık ki onun da gösterimi yasaklanır; ama bugün bir çok siteden izlemeniz mümkün. 

Herkese iyi okumalar. 

25 Eylül 2011 Pazar

Ahmet Ümit - Patansana

Ahmet Ümit, benim kitaplarından önce şahsen tanıştığım ilk yazar olma özelliğini taşıyor hayatımda. Bu tanışma ise üzerimde oldukça hoş bir etki bıraktı zira kendisinden oldukça etkilendim. Öyle mütevazi, öyle sempatik, öyle olduğu gibi bir insan ki anlatamam size. Fuar alanında imza saatleri bittikten sonra alanın dışında karşılaştık kendisiyle, birebir fotoğraf çektirme şansını bile sundu bize...
Yazarın kelimeleriyle, üslubu ile tanışmak ise Patasana kitabı ile oldu ilk ve daha önce neden okumadım dediğim yazarlara dahil oldu bu kitabıyla. İnanılmaz duru yazılmış, sayfaların nasıl geçtiği anlaşılmayacak derecede akıcı bir dille kaleme alınmıştı. Karakterler öyle özenle seçilmiş, konu dikkatle kurgulanmıştı. Konusundan da şöyle bir bahsetmek gerekirse; ana hatlarıyla Gaziantep civarında bir grup arkeoloğun yaptığı kazı çalışmalarını anlatıyor. Yapılan bu çalışmada adının Patasana olduğunu, Hitit döneminde saray başyazmanı olduğunu söyleyen birinin yazdığı tabletlere ulaşmışlardır.. Bu tabletler, geçmişin ilk gayri resmi tarihini anlatmakla beraber, Patasana'nın yaşadıkları ışığında aslında ikibinbeşyüz yıl önce yaşamış Hititler, Frigler ve Urartular gibi toplumlar hakkında ilk bilgi vermektedir. Bu yüzden de günümüz için çok önemli buluntulardır. Kazı ekibi, yıllardır bu bölgede yapılan kazılarda ulaşılamamış bu tabletleri toprağın altından çıkarırken, civar köylerde dikkat çeken tam üç cinayet işlenmiştir. Bazı köylüler kazının yapıldığı alanı kutsal ilan ettiğinden kazıya karşı çıkmakla birlikte, işlenen cinayetleri de kutsal bölgeyi kazmanın laneti olarak değerlendirir ve kazı ekibini suçlamaktan geri kalmaz. Bu durum kazı ekibini kazıyı durdurmak ile devam etmek arasında çelişki de bırakır. Kazı ekibi, yerli yaşamın huzurunu kaçırmak istememek bir yana kendilerini de tehdit altında hissetmektedirler. Bunu da en çok kazı başkanı Esra'nın düşüncelerinden, yüzbaşı Eşref ile konuşmalarından anlıyoruz. Bu ikisinin çalışmaları ile bulunan bir gerçek ise günümüzden yetmiş sekiz yıl önce işlenen cinayetlerle bu üç cinayetin aynı şekilde işlenmiş olmasıdır. Bu durum işlenen bu cinayetlerin altında bir intikam riskini doğurmaktadır.
Patasana'nın tabletleri ise vaktinde yaşanan insan zulümlerini, kendisinin yaşadığı çelişkileri, kralın ve çevresinin yaşadıklarını anlatmaktadır. Daha doğrusu Patasana kendi kişisel tarihini, kendinden sonraki insanlara ulaştırmak istemiyle kaleme almıştır bu tabletleri. Tabletlerin tamamı bulunup günümüz diline çevrildiğinde çıkan sonuç; yüzyıllardır değişmeyen insanın insana zulmüdür. Patasana'nın da günümüz insanlarının da dert yandığı gerçek budur. Yazar da sanırım bu konuya dikkat çekmek istemiş kitabıyla...

Bugün de değişmeyen budur gerçekten, insanın insana zulmü.

Kitapta geçen şu cümle yeterli sanırım bunu anlatmak için:

"Umutla, inançla, kararlılıkla kazdım toprağı. Ama kazdığım her höyük, her tümülüs,her antik kent, her tapınak, her kütüphane, her mezar ne yazık ki bana Jerry'nin söylediklerinden farklı bir şey göstermedi; insanoğlu yalnızca çağımızda değil, varoluşundan beri kan dökmekten, ötekine acı çektirmekten zevk alan, iflah olmaz bir zalimdir."
Polisiye, aşk ve tarih ile birlikte kurgulanan hoşça vakit geçirtecek bir kitaba ihtiyaç duyuyorsanız bu aralar benim tavsiyem Patasana olacaktır.

Herkese iyi okumalar.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Agatha Christie - Köşkteki Esrar

Altın Kitaplar Yayınevi / 288 Sf.
Türkçesi: Gönül Suveren 


Herzoslovakya, son kralları suikast ile öldürüldükten sonra cumhuriyet ile yönetilen Balkan ülkelerinden biridir. Ayrıca zengin petrol yataklarına sahiptir. Birileri, bu ülkede monarşinin tekrar kurulmasını istememekte ve buna engel olmaya çalışmaktadır.

James McGrath, arkadaşı Anthony Cade'den kendisinin yapması gereken bir teslimatı yapmasını rica eder. Yapacak daha iyi bir işi olmayan Anthony, bu teklifi kabul eder ve Londra'ya gider. Yapacağı iş bir yayınevine günlüğü teslim etmek ve bir bayana ait olan mektupları sahibine ulaştırmaktır. Anthony, otel odasına yerleştiğinde gelen ziyaretçi ile çok da basit bir gibi gözüken bu teslimatın aslında siyasi bir meselede kilit oluşturduğunun farkına varır. Birileri bu günlüğün yayınlanmasına engel olmaya çalışmaktadır ve günlüğün peşindedirler.

Bacalar, birçok siyasi ve ülkelerin önde gelen önemli kişilerini misafir etmiş önemli bir köşktür. Herzoslovakya'nın kral adayı yine böyle bir toplantı için geldiği Bacalar köşkünde bir gece öldürülür. O gece orada olan ve cinayete uzaktan tanık olan romanımızın baş kahramanı Anthony de, cinayet konusunda dikkatleri üzerine çeker. Cinayeti aydınlatmak için Scotland Yard ve Fransız emniyeti birlikte çalışır, fakat cinayeti çözen kendini aklamak isteyen Antony ve baş müfettişimiz Battle olacaktır.

15 Eylül 2011 Perşembe

Agatha Christie - Kahverengi Elbiseli Adam


Altın Kitaplar Yayınevi / 271 Sf.
Türkçesi: Çiğdem Öztekin

Bugün Agatha Christie'nin doğum günü. İyi ki doğdu ve iyi ki yazdı.  Ve biz de bu güzel hikaye, romanları okuyabiliyoruz. Naçizane bir kitap tanıtımı ile kendi köşemden anmak istedim kendisini. 

Dün, Agatha Christe okumalarımız için seçtiğim dört kitabı tahminimden önce bitireceğimi anlayınca uzun zamandır gitmediğim sahaflarımıza bir ziyaret gerçekleştirdim. Amacım Agatha Christie'nin  ikinci el kitaplarını bulabilmek ve bu ay okuyabilmekti ama olmadı. Hiçbir kitabını sahafta bulamadığım gibi sahafa benden bir iki dakika sonra giren bayanın da Agatha Christie'nin kitaplarını sorması beni şaşırttı. Rastlantı dedim ama bu bana Christie'nin kitaplarını bir sahafta bulmanın zor ya da şans olacağını gösterdi. Hem üzüldüm hem de sevindim. Daha çok sevindim. Üst üste gelen iki müşterinin Agatha Christie sorması yüzde kaç ihtimaldır bilemiyorum, ama bunu kitapçıdan öğrenmek o an aklımdan geçmedi maalesef, yoksa kesin sorardım talebin ne kadar olduğunu. Tabii eli boş dönmedim sahaftan, şansım yağver gitmişti bu kez Ahmet Ümit'in Patasana adlı kitabını yine benden sonra gelen bir müşteriden önce elime almış bulunmakla çok mutlu oldum. :) Kıskançlık duygusuyla eşdeğer bir duyguydu evet yaşadığım. Polisiyenin kraliçesine ayırdığım ayı polisiyenin Türk kralı (mı diyelim) ile devam ederim diyerek bir sahaf maceramı  da böyle kapattım.

Tadı damağımda kalan bir polisiye idi Kahverengi Elbiseli Adam. Poirot'un yer aldığı bir roman değildi. Onun boşluğu bir çok karaktere maceracı ruh ve merak yüklenerek doldurulmuştu. 
Hikayeden biraz bahsetmek gerekirse; baş kahraman hikayenin aynı zamanda anlatıcısı olan Anne Beddinfeld, "ilkel insanlar" üzerine çalışan bir bilim adamının kızıdır. Babası bilim adamıdır ama iyi bir iş adamı değildir. Bu da onların kıt kanaat geçinen bir aile olmalarına sebep olur. Babası bir araştırma sonrası üşütür ve zatürree hastalığına yakalanır ve birkaç gün içinde hayatını kaybeder. O güne kadar sıradan bir yaşam süren Anne, babasının ölümü ile artık özgürlüğüne kavuştuğunu düşünmeye başlar. Etrafındaki insanlar ona bir iş ya da eş bulmaya çalışırken o, macera peşinde koşma ve dünyayı gezme hayalleri kurar. Güvenli bir hayat, huzurlu bir ev ona göre değildir. Ne istediğin bilen gözü kara biridir Anne ve hayatı ona istediği macerayı çok yakında sunacaktır. Nasıl mı olacaktır bu? Babasının Londra'daki temsilcisinin ona Londra'da onlarla yaşamasını önermesiyle. Anne de Lonra'ya gitmek istediğinden dolayı bu teklifi kabul eder. Londra'da bir iş görüşmesinden eve dönerken metro istasyonunda bir olayla karşılaşır. İstasyonda Anne'nin bulunduğu yönde kimse yoktu sadece bir adam vardı önünde. Tam adam Anne ile göz göze geldikten sonra adam korkuyla birkaç adım geriye atar ve tren raylarının üzerine düşer ve o anda geçen bir trenle hayatını kaybeder, istasyondaki insanlar ölen adamın etrafına toplana insanların arasında bir doktor çıkar ve adamı muayene ederek öldüğünü söyler ve ortamdan aceleyle ayrılır, Anne de o şaşkınlıkla doktorun arkasından giderken doktor bir not düşürür. Anne de bu notu alır ve çantasına koyar. Eve geldiğinde yaşadığı olayı tekrar gözden geçirir. Olayda bir tuhaflık sezer. Önünde bulunan adamın Anne'nin arkasında gördüğünden birinden korkarak geri adım attığından emindir. Anne adamın gözlerinde bu korkuyu bizzat görmüştür. Ve gelen doktorun el hareketlerinde bir tuhaflık olduğunu düşünür, doktorun el hareketlerini odasında canlandırır ve adamın aslında muayeneden çok ölen adamın ceplerini karıştırdığını farkına varır. Ve bu olayla ilgili tüm bildiklerini polise anlatmaya karar verir. Birkaç gün sonra gazetede bir haber çıkar, kiralık bir evde genç güzel ve yabancı uyruklu olduğu düşünülen bir kadın ölü olarak bulunur. Tesadüf bu ya metro istasyonunda ölen adamın da cebinden de bu kiralık evin adresi çıkmıştır. Anne'nin bu olay gittikçe ilgisini çekmeye başar. Elindeki notun şifresini çözmeye çalışacaktır...
Uzun anlattım biraz evet ama bu sadece önemsiz bir başlangıç ayrıntısı. Anne bulduğu bu not ile bir maceranın içine sürüklenir. Öyle bir maceraki yeni insanlar tanır, Afrika'ya yolculuk eder, öldürülme riskiyle kaç defa karşı karşıya gelir...

Okudukça muhteşem bir kurgu ile karşılaşacaksınız.
Bir de bu kitapta Christie'nin diğer kitaplarında da yer bulan Albay Race ile tanışacaksınız.

Dedektifli bir hikaye olmadığına bakmayın, Anne bir dedektif gibi iz sürüyor çünkü ve gizemi çözmeyi başarıyor.  Kesinlikle okuyun diyorum son olarak. 

Herkese iyi okumalar. 

11 Eylül 2011 Pazar

Agatha Christie- Dersimiz Cinayet



Altın Kitaplar Yayınevi / 158 Sf.
Çeviri: Gönül Suveren

Agatha Christie'nin birçok kitabının başkahramanı olan Hercule Poirot'u, ev arkadaşı Arthur Hastings'in anlatımıyla tanıyalım:

"Olağanüstü bir adamdır. Bir altmış boyunda, kafası yumurta biçiminde heyecanlandığı zaman gözleri kedilerinki gibi yeşil yeşil parlayan, pos bıyıklı, ağırbaşlı ve gururlu bir Belçikalı. Başını çoğu kez yana eğerek bakar adama. Üstü başı tertemiz ve şıktır. Düzene, derli toplu olmaya tutkundur adeta. Çarpık bir resim, hafif bir toz onu deliye döndürür. Mesleğinde elle tutulur delillere ve ipuçlarına pek aldırmaz. Esrarın insanın kafasıyla, 'küçük gri hücrelerinin yardımıyla' çözüleceğine inanır."

Ayrıca Hercule Poirot, eski bir polistir. Şimdi Londra'da özel dedektif olarak çalışmaktadır. Polisin çözemediği esrarlı olayları çözmede üstüne yoktur.  

Bu ön bilgilendirmeden sonra kitabımızın konusuna gelince yine katilin bulunması gereken bir cinayet olayı ile karşılaşıyoruz.
Hikayeyi Poirot'un ev arkadaşı Hastings kendisi anlatıyor.

Poirot ve arkadaşı bir sabah kahvaltı masasında, kendisine gelen mektupları açarken ilgi çekici bir mektup ile karşılaşırlar. Adının  Poul Renauld olduğunu söyleyen bir adam, bir sır yüzünden başının dertte olduğunu ve ölümle karşılaşabileceni yazmaktadır ve dedektifimiz Poirot'tan acil yardım istemektedir. İlgilerini çeken bu mektupla poirot ve Hastings, Fransa'nın Merlinville semtine doğru yola çıkarlar; fakat Renauld'un evine vardıklarında kapıda polis ile karşılaşırlar ve Renauldu'un o sabah öldürüldüğünü öğrenirler. Renauld evinin yanındaki Golf sahası için hazırlanan arazide kazılı bir mezarın önünde arkasından bir hançerle bıçaklanıp öldürülmüştür. Peki katil kim olabilir? Mirasının tamamını bıraktığı karısı, ölmeden bir iki akşam önce kavga ettiği oğlu, sekreteri, bahçevanı, hizmetçileri, esrarlı komşusu, komşusunu genç ve güzel kızı, cebindeki aşk mektubunun sahibi? Kim? 
İlerlerken oklar, farklı ipuçları ile farklı kişileri gösterirken yine ummadığınız bir kurgu ve olay örgüsüyle Agatha Christie, Hercule Poirot'un "küçük gri hücreleri" ile bizleri büyülemeyi başarıyor...



7 Eylül 2011 Çarşamba

Agatha Christie- Şark Ekspresi'nde Cinayet-Gizli Düşman


Agatha Christie, polisiye türünün kraliçesi olarak tanınır. 78 roman, 19 oyun, 100'den fazla hikaye yazmıştır. Kitapları 50'den fazla dile çevrilmiş ve 2 milyondan fazla satmıştır. Mary Westmacott adıyla altı aşk romanı da yazmıştır.İki şiir kitabı, bir çocuk kitabı ve iki otobiyografi kitabı vardır. 1980 doğumlu olan Agatha Christie'nin evlenmeden önceki adı; Agatha May Clarissa Miller'dir. Beş yaşında kendi kendine okumayı öğrenen Agatha, üç çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğudur. İki evlilik geçirmiş ve ilk evliliğinden bir çocuğu olmuştur. Bu çocuğundan olan torunu  Mathew Prichard şimdi Agatha Christie Ltd'nin başkanıdır. Kitapları 30’dan fazla sinema, 50’den fazla TV filmine, 18 çizgi romana ve 8 video oyununa uyarlanmıştır Kitaplarında Hercule Poirot, Bayan Marple ve Tommy&Tuppence ana karakterlerdir. Öğrendiğimiz bu genel bilgiden sonra kitabımızdan bahsedersek biraz da;

Okuduğum çizgi roman Ntv yayınlarının Baskerville Laneti'inden sonra serinin basılan ikinci kitabı. Çizgi roman okumayalı çok olmuş bu arada. Görsel olan karakterlerin ismini hatırlamakta oldukça zorlanıp arada geriye dönüp durdum ilginç bir şekilde. Sanırım roman karakterlerin fazla ayrıntılarıyla okumaktan olsa gerek çizgi romanda dilekt görsele yüklenen ayrınıtları zihnime kazımakta zorlandım gibi, daha kolay olacağını ummuştum oysa. 
İlk hikayemiz Şark Ekpresinde Cinayet, Avrupa'yı bir uçtan bir uca üç günde gezecek olan trende geçiyor. Bir gece saygın Amerikalı Samuel Ratchett, odasında oniki yerinden bıçaklanmış olarak bulunuyor, tabi cinayeti çözmek, baş kahramanımız o trende seyahat eden Hercule Poirot'a düşüyor.
İkinci hikayemiz de ise çocukluk arkadaşları Tommy ve Tuppence'nin karşılaşması ve Genç Maceracılar adında bir dedektiflik şirketi kurma muhabbetleri ile başlar. Bir isim yüzünden kendilerini şans eseri aradıkları gibi bir maceranın içinde bulurlar. 
Hikayelerle ilgili birşey paylaşmadığımın farkındayım ama ben anlatırsam okumak isteyenlerin şevki kaçar değil mi ama?
Hangisini daha çok beğendiniz derseniz bana gizli düşman daha hoş bir hikaye geldi. Yani ben onu daha çok beğendim diyebilirim. Bu hikayeldeki karakterlerin az oluşundan kaynaklanabilir. Ama Şark Ekpresinde Cinayet'te de kesinlikle kurulamayan bir bağlantıyı kurmuştu sevgili dedektifimiz Poirot. 

Bu arada kitapta iki hikaye arasında Agatha Christie'ni hayatı, kitapları ve kitaplarının karakterleri ve seyri hakkında genel bir bilgilendirme yapılası da gayet hoş olmuş. Yukarıdaki bilgilerde bu yazıdandır.  

Herkese iyi okumalar.  

6 Eylül 2011 Salı

Ayşe Kulin - Sevdalinka



Bu yıl benim için Ayşe Kulin yılı oldu. Kitap fuarımızda en çok Ayşe Kulin kitabı aldığım için oldu bu sanırım. İyi ki almışım diyorum. Elimde olup da okumadığım tek kitabı kaldı o da Adı Aylin. En kısa zamanda onu da okuyup, hatta okumadığı tüm kitaplarını da edinip bir yazarın tüm kitaplarını okumuş olmanın zevkine erişmiş olmak istiyorum.

Ayşe Kulin'in kitaplarını okumayı seviyorum. Romanlarını duru ve ve akıcı bir dille kaleme alıyor, gerçek ve kurguyu inanılmaz bir yetenekle iç içe geçiriyor. Sevdalinka da bu konuda yazarın başarılı bir kitabı, konusu da oldukça dikkat çekici. Yazar, Bosna gerçeğini gözler önüne seriyor bu kitabında. Hikayesini gazeteci Nimeta, onun ailesi ve ofis arkadaşlarının yaşadıkları çerçevesinde ele alıyor ve gerçek tarihi bilgilerle bizleri aydınlatıyor. Bizler de Yugoslavya'nın dağılma sürecini, Sırplar ve Hırvatların yaptığı soykırımı, Boşnakların acılarını, bir savaşın anlamsızlığının izini sürüyoruz kitap boyunca. Okurken canınızın yandığını hissediyorsunuz, anlamıyorsunuz, kızıyorsunuz ve en çok da üzülüyorsunuz, çünkü gerçek...

Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar hakkında, soykırım ve milliyetçilik hakkında  genel anlamda bir şeyler öğrenmek isteyenlerin okumasını önereceğim bir kitap oldu.

Herkese iyi okumalar...