3 Kasım 2013 Pazar

Jane Austen - Aşk Ve Gurur

 Orta okulda falandım herhalde, klasikleri okumaya yeltenmiş ve uzun tasvir ve dönem bilgilerinden çoğunlukla sıkılıp yarım bırakmıştım. Savaş ve Barış'ın girişini okurken ki ruh halimi hatırlarım hep elime klasik aldığımda. Bu yüzden kitapların doğru zamanları olduğuna inanırım okumak için, şimdilerde ise zevkle okuyorum.  Klasikleri okumaktaki geç kalmışlığım bu yüzden. Şimdi arayı kapatmaya çalışıyorum. Herhangi bir yerde klasiklerden bir kitap ile ilgili bir yazı okusam, bilmediğim için utanırım, ayıpmış gibi, kusurmuş gibi. :)

   Jane Austen'ın Aşk ve Gurur isimli bu kitabını da edebiyata birazıcık bile ilgisi olan birinin bilmemesi mümkün değil sanırım. Ünü tartışılmaz. Bu arada bazı çevirilerde Gurur ve Önyargı olarak geçiyor ki bence de önyargı daha uygun bir çeviri. Can Yayınlarının Aşk ve Gurur olarak çevirdiği baskısını okudum ben.

   Kitabın baş karakterleri Elizabeth ve Darcy temelinde dönemin insan ilişkileri, sınıf ayrımı, bu sınıf ayrımının insan davranışlarındaki yansıması vurgulanmış. Austen'in bu kitabı ile edebiyata günlük yaşamın, konuşma dilinin dahil olduğu kitap hakkında okuduklarımdan aklımda kalanlar. Kitapta en çok beni şaşırtan; kadınların evlilik eğilimi, tabi bunun sebebi de ailenin mirasının en büyük oğula kalması, eğer ailede erkek evlat yok ise akrabalardan erkek olana kalması. Evlilik eğiliminden kastım; kadınlar eğer evlenemez ise ailelerini kaybettiklerinde sahip oldukları ev ve varlıktan yoksun kalmaları, dolayısıyla zengin bir eş hayat amaçlarının olması idi.  Tabi bu miras durumu da bunu doğal kılıyor o dönem için.

    Benim zevkle okuduğum, karakterlerini sevdiğim, karakterler arası diyaloglarla akıp giden bir kitap oldu. Kitabın bir çok dizisi ve filmi de yapılmış. Ben son filmini oldukça başarılı buldum, kitabını okumamış olanlara, fikir sahibi olabilmek (durumdan utanan varsa ben gibi) için filmi izlemelerini tavsiye ederim.

Bol kitaplı günler;

Müsaadenizle...

26 Ekim 2013 Cumartesi

Jean Kwok - Kelimelerin Derin Sessizliği

  Son zamanlarda kendi kitap okuma performansımı beğeniyorum ve okudukça çok mutlu oluyorum. Oğlum sekiz aylık oldu bile ve ben kitap okumak için her fırsatı değerlendiriyorum. Çoğunlukla o uyur uyumaz alıyorum kitabı elime. Onun uyku saatleri benim kitap okuma saatlerim oldu.
   Kelimelerin Derin Sessizliği isimli kitap sevgili kardeşimin doğum günü hediyesi olarak aldığı kitaplardan biri. Yazarını hiç duymamıştım, muhtemelen siz de duymamışsınızdır; yazarın ilk kitabı ve hayatından izler taşıyor. Şöyle ki yazar hakkında kitapta aşağıdaki satırlara yer vermişler:
   "Hong Kong'da doğdu, küçük bir çocukken ailesi ile birlikte Brooklyn'e göç etti. Geçim sıkıntısı yüzünden erken yaşta bir fabrikada çalışmak zorunda kaldı. Zeki bir öğrencilik dönemi geçiren Kwok, Harvard Üniversitesi İngiliz ve Amerikan Edebiyatı bölümlerinden onur derecesiyle mezun oldu. Ardından Kolombiya'da yazarlık üzerine master yaptı. Kelimelerin Derin Sessizliği'ni çocukluk döneminde yaşadığı zorluklardan yola çıkarak yazan Kwok, yaşadığı bu sıkıntılı süreci hiç unutmamış, bir süre göçmen çocuklara yardım eden kuruluşlarda görev almıştır. İlk romanı olan Kelimelerin Derin Sessizliği'nin New York Times çoksatanlar listesine girmesi onun için bir rüyanın başlangıcı oldu. 17 ülkede yayımlanan roman Amerikan Library, Barnes&Noble gibi bir çok kuruluş tarafından pek çok ödüle layık görüldü. Hakkında çekilmiş bir televizyon belgeseli de bulunan yazar iki oğlu ve kocasıyla birlikte Hollanda'da yaşamaktadır. "
   Kitabımızın baş kahramanı Kim( Kimberly) de bir Çinli kızdır. Babasını çok küçük yaşta kalp krizinden kaybetmiştir. Yaklaşık on- onbir yaşlarından iken Hong Kong'dan Amerika'ya, teyzelerinin yaşadığı New york'a göç ederler. Teyzelerinin yardımı ile teyzesinin tekstil fabrikasında işçi olarak çalışmaya başlar ve teyzelerinin onlara bulduğu harabe bir evde yaşam savaşı verirler adeta. Camları kırık, ısınma tesisatı bozuk, duvarları dökük, her yerinden böcek çıkan bu evde yıllarını geçirirler çünkü daha iyi bir eve paraları yetmemektedir. Teyzelerinin de bu yönde bir yardımı olmayacaktır.
    Kim Newyork'da okula başlar; fakat ilk zamanlar onun için oldukça zor geçer, dil ve kültür sorununun üstüne bir de fakirliği onu sınıfa dahil olmasını engeller. Tek arkadaşı vardır o da Annette. Kim hırslı ve zeki bir kızdır ve her ne kadar okul çıkışı annesine yardıma fabrikaya gitse de kısa zamanda dil problemini çok çalışarak giderir ve okuda sayısal derslerde kendini gösterir. Öğretmeninin de yardımı ile tam burslu olarak güzel bir okula yerleşir. Tek istediği bu sefil hayattan annesini ve kendini kurtarmak olan Kim'in yerleştiği yeni okulu hayallerine giden ilk sağlam adımlardan biri olacaktır.
    Benim severek okuduğum bir roman oldu, dili oldukça akıcı ve hayatı akışına bırakmayanları umutlandıran güzel bir başarı öyküsü diyebilirim. Hayattaki tercihlerimizin mantık la mı yoksa kalple mi yapılması gerektiğine dair ilgi çekici bir öyküsü var. Tercihinize göre romanda aldığınız duygu ve ders değişecektir kitabın sonunda.

   Bol kitaplı günler diliyorum

4 Ekim 2013 Cuma

Zülfü Livaneli - Kardeşimin Hikayesi

    Barbaros uyurken elime alarak bir kaç günde okuduğum bir kitap oldu Kardeşimin Hikayesi. Akıcı bir dili var, her ne kadar kitabın sonunda yazar ile yapılan röportajda psikolojik gerilim olarak tanımlansa da bu sadece kitabın sonu için geçerli diyebilirim. Kitap boyunca gerilmek mümkün değil.
    Kitap çoğunlukla bir Karadeniz sahil köyünde geçen bir cinayet olayına gelen bir gazeteci kız ile köye bir süre önce yerleşmiş emekli mühendis Mehmet Bey arasında geçen diyaloglardan oluşuyor. Mehmet Bey kızın ilgisini çekmek için ona kardeşinin ilginç hikayesini anlatıyor.
    Çok beklentiye girilmediği taktirde size iyi birkaç saat geçirtebilecek akıcı okunan bir kitap olduğunu söyleyelirim. Serenad isimli kitabını daha çok beğenmiştim. :)

    İyi okumalar 

22 Eylül 2013 Pazar

Charles Dickens - Büyük Umutlar


    Beyfendi olmayı, janti giyinmeyi, değer görmeyi... iyi yemeği kim istemez ki...
    Pip de istiyordu...
 
    Bir tek dostu vardı adı Joe, ablasının eşi...
    Demirci çırağı olmaktı görünen kaderi, ama düşleri bambaşka idi.

    Bir gün bir sebepten gittiği bir evde kendini, sahip olduğu şartları beğenmemeyi öğrendi.
    Kibir ve eziklik hissi ve hırs artık yakasına yapışmıştı.
 
    Bir gün şans kapısını çaldı ve hayallerine kavuştu.
    Bu kez de aşk ona ardını döndü.
 
Pip'in hayatını konu alan bu romanın XIX yüzyıl İngilteresi'nin Viktoria dönemini yansıttığı yazıyor kitabın arka kapağında. Kitabın bir klasik oluşu da buradan geliyor sanırım. Taşra ve şehir ayrımı insanlar üzerinden ve Pip'in psikolojisi ile çok iyi yansıtılmış olduğunu düşünüyorum kesinlikle bende. Benim okumam uzun zaman alsa da kitaptan hiç kopmadım, karakterler zihnimde çok iyi canlandı. 2012 yapımı filmini de izledim ama hiç beğenmedim. Filmi izlemenizi tavsiye etmem ama kitabı bence okumalısınız. Ben önceleri klasikleri hep sıkılıp bırakmışımdır. Şimdilerde ise okumayı seviyorum. Kitap ile kişinin marjinal faydayı sağlayacağı bir zaman diliminde kesişebileceğine inananlardanım. Yani doğru zaman, doğru insan, doğru kitap bileşimi harikalar yaratabilir.

    Siz de en kısa zamanda okumadığınız bir klasikle bir buluşun derim...
 
    Bol kitaplı günler...

20 Haziran 2013 Perşembe

Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda

   

      Okuduğum güzel bir kitabı bitirince, huzur bulurum. Virginia Woolf'un bu kitabı da kapağını kapattığımda bana bu duyguyu hissettirdi. Kitabın ana konusunu Virginia Woolf'un kız öğrencilere Kadınlar ve Kurmaca hakkındaki konuşması şekillendirse de üzerine basa basa vurguladığı konu kadınların maddi bağımsızlığı ve kendine ait alanlara sahip olmaları. Bunu da 16. yüzyıldan 19. yüzyılla kadar kadın neden Edebiyatta yer almamış, alamamış bunun çözümlemesini büyüleyici cümleleriyle açıklıyor. Son olarak da kitabın oluştuğu 1928 yılında geleceğe yönelik kadınlarla yazım dünyası arasında olumlu tablo çizerek sözlerine son veriyor.

       Kitap, Virginia Woolf'un tüm kadınlara seslenişi ve edebiyattaki kadın hareketinin zamansal eğrisini onların gözünün önüne sermesi bir açıdan. Buradaydık, buraya geldik, bayrak sizde demenin bir diğer yolu kısaca. Bunu öyle edebi çözümlüyor ki her cümlesi ağzınızda acı tatlı bir iz bırakıyor. 

      Okudum, defalarca okuyabilirim. 

      Seni çok sevdim Virginia Woolf, iyi ki yazmışsın. 

26 Ocak 2013 Cumartesi

J.R.R. TOLKIEN - HOBBIT


   Sinema uyarlamasından haberdar olunca okunacaklar arasında öne alıp okuduğum bir kitap oldu Hobbit. Eğer bir film kitaptan uyarlama ise kitabını okumadan izlemek istemiyorum. Sanırım okurken hayal ettiğim(edebildiğim) mekan ve karakterleri başkaları nasıl hayal etmiş görmek hoşuma gidiyor. Bu özellikle fastastik bir türde roman uyarlaması ise. 
   Hobbit'i okurken neden bilmiyorum Harry Potter kitaplarında bulduğum tadı aradım. Aynı heyecanı, duygu dalgalanmalarını yaşamayı istedim.Sanırım bu yüzden Hobbit bana durgun akan bir nehir gibi geldi. Heyecanlanmadım; gerçi bu, çizilen Hobbit karakterinden de kaynaklanabileceğini düşünüyorum. Yazarın yazım dilinin sade ve akıcı oluşu da buna etken olabilir zira okuduğum ilk kitabı.
   Hobbit, yazarın Yüzüklerin Efendisi Serisinin başlangıcı olan bir kitap, zira baş kahraman Bilbo Baggins, diğer kitaplara konu olacak büyülü yüzüğü, bu kitapta cüceler ile çıktığı maceralı yolculukta bulur. Cüceler yıllar önce terk etmek zorunda kaldıkları yurtlarına geri dönmek için yola çıkacaklardır ve büyücü Galdalf'tan onlara eşlik edecek bir hırsız bulmasını isterler. Galdalf ise bu görev için, maceraya atılmayı sevmeyen, sakin bir hayat taraftarı olan hobbitlerden Bilgo Baggins'i seçer ve hikayemiz başlar...

   Orta dünyada geçen bu keyifli macerada size yol boyunca cüceler, efler, orglar, troller, ejderhalar eşlik edecek...

   Okuma aralığı: 23Aralık2012-13Ocak2013